Biyografi

Dostoyevski Kimdir? Evi nerede? Nerede oturuyor?

Dostoyevski kimdir?, Dostoyevski kaç yaşında?, Dostoyevski evi nerede?, Dostoyevski nerelidir? Dostoyevski ev adresi?, Dostoyevski kaç yaşında?, Dostoyevski nerede oturuyor?, Dostoyevski nerede yaşıyor? gibi sorularınızı yanıtlamak için Dostoyevski hakkında ayrıntılı bir biyografi sayfasını siz değerli okurlarımız için bir araya getirdik. 30.Ekim.182126.Ocak.1881 senesinde doğan Dostoyevski şu an için 60 yaşında ve Akrep burcundandır. Dostoyevski doğum yeri ise Moskova, RusyaMoskova, Rusya olarak bilinmektedir. Meslek yaşamını ise Yazar olarak devam ettirmektedir.

Dostoyevski Kimdir? – Dostoyevski Evi Nerede? – Dostoyevski Nerede Oturuyor?

Dostoyevski Kimdir?, evi nerede?

19. yüzyılın ikinci yarısında ün salan ve Batı’da en fazla tanınan üç usta yazardan- Tolstoy, Çehov ve Dostoyevski– sonuncusu, Batı edebiyatının gelişesinde çok büyük etkisi olmuş, bir edebiyat dahisi, ”Suç ve Ceza” ve ”Karamazov Kardeşler” gibi klasiklerin Rus yazarı.

Feodor Mihayloviç Dostoyevski 30 Ekim1821 senesinde Moskova‘da dünyaya geldi. Askeri doktor olan babası Mihail Andreyeviç Dostoyevski bi hayli sert bir adamdı. En büyük tutkusu içkiydi ve ailesini sıkı bir disiplin altında yönetiyordu. Kocaman kız oldukları halde kızlarının yalnız başlarına sokağa çıkmasına izin vermezdi. Dört oğluna ise bir başçavuş sertilğiyle davranıyordu. Çok çabuk öfkelenir, çocukları ise kaçacak delik ararlardı. Adamın başka bir özelliği de cimriliğiydi. Durumunun iyi olmasına rağmen, çocukları 16 17 yaşına gelene kadar onlara cep harçlığı bile vermemişti. Anne Dostoyevski ve çocuklar, yaz aylarını Tula’da geçiriyorlardı. İşte Feodor babasına hizmet eden köylülerle bu sırada tanıştı ve onlara bağlandı. Bu deneyim, çocuğun gelecekteki yaşantısı üzerinde çok derin etki yaratacaktı.

1837‘de annesini kaybeden Feodor, ağabeyiyle birlikte mühendislik okuluna girmek üzere başvurdular.

Karısının ölümünden sonra kendini büsbütün içkiye veren baba Dostoyevski ise artık çalışamaz duruma geldi ve toprağına çekildi. Burada köylülere ve kölelerine o kadar kötü davrandı ki en sonunda kendisini yaşamını kaybettirmelerine yol açtı.

Feodor ise 1834 senesinde mühendislik okulunu bitirip orduya katıldı. Kendisi için hiç bir anlamı olmayan bir hayata dalmıştı. Bohem çevrelere dadandı, maaşına ve topraktaki payından aldığı yıllık 5.000 rublelik gelire karşılık devamlı sıkıntı içindeydi. Bilardoya merak salmıştı ve hep kaybediyordu. Hayatı boyunca serseri yaşamı sebebiyle, son senelerında kitaplarından sağladığı gelirin dışında hep yoksulluk içinde kıvrandı.

Bu garip kontrol dışı davranışlarına karşılık, yaşamını baştan başa değiştirecek olay yaklaşıyordu. Edebiyatla ilgilenmeye başlamıştı ve işe Balzac‘ın ”Eugenie Grandet”sini Rusçaya çevirmekle başladı. Ordudaki hayattan da iyice sıkılmıştı. Abeyine 1843 senesinde yazdığı mektupta, ” Askerlikten patatesten nefret ettiğim kadar nefret ediyorum” diye yazmıştı. Ertesi yıl da daha fazla dayanamayarak istifa etti.
Kararını kardeşine mektupla haber verirken şöyle diyordu: ”Hiç pişman değilim. Bir ümidim var. Romanımı bitirmek üzereyim. Orjinal bir eser olacak.”

Dostoyevski, romanını Oteşestvenya Zapiski adlı ünlü bir edebiyat dergisinde yayınlatmayı ummuştu; fakat aradan bir yıl geçtiği halde dergi, romanında mühim değişiklikler yapmadıkça, eserini yayınlamayı reddetmeye sürüyordu. O da istenen değişiklikleri yapmak yerine, eserini kendi hesabına bastırmayı kararlaştırdı ve kazanacağı parayla borçlarını kapatabileceği umuduyla 1846’da ”İnsancıklar”ı paylaştı. Kitabı okuduktan sonra zamanın ileri gelen eleştirmenlerinden Vissarion Belinski, ona şu mektubu gönderdi: ”Siz problemin ruhunun en derinlerine varmış ve birkaç çizgide büyük bir gerçeği ortaya koymuşsunuz. Sizden rica ediyorum, kabiliyetinizi değerlendirin ve ona karşı hep dürüst olun. Böylelikle büyük bir yazar olabilirsiniz.”

Eserini öven yalnızca bu eleştirmen değildi. Dostoyevski bir gün içinde ününün doruğuna eriştiğini gördü. Ağabeyine, ”Herşey adeta bir mucize gibi oldu,” diyordu.

Fakat üne kavuştuktan sonra iyice küstahlaşarak kendisine hayran olan insanlara sert biçimde davranan Dostoyevski’nin bu tutumu, taşradan geldiği için alaya alınmasına ve küçük düşmesine yol açtı. İnsancıklar’ın hızlı gelen başarısından sonra durgun ve başarısız bir dönem geçirdi. Saldırgan hareketleri yüzünden yapayalnız kalan yazarın borçları başına dert oldu. Bu yüzdende yazmaya yeterli zamanı ayıramaz olmuştu. İlk başarısını tekrar yakalayamayacakmış gibi görünüyordu. Edebiyat dünyasının kendisine karşı alaycı tutumu ise artarak devam ediyorydi.

İnsan ruhu, şeytanın tanrıyla savaştığı bir savaş alanıdır.

Bu çevrenin kapılarının yüzüne kapanmasıyla Dostoyevski bir başkasına döndü ve reformculara katıldı. Hükümet her çeşit söz özgürlüğünü yasaklayan ve köylülerin kölelikten kurtulmalarını öngören yazıları sansür edecek çalışmalar yapıyordu. Dostoyevski iki sebepten bu konuyla yakında zamandan alakalıydi; biri yazar olarak, ikincisi de babasının Tula’daki toprağı yüzündendi.

23 Nisan 1849 senesinde Çarlık polisi tarafından yatağında tutuklanan Dostoyevski, grubun diğer yirmi üyesiyle beraber 22 Aralık’ta kurşuna dizilmek üzere Semyonevski alanına götürüldü. Tam asılacakken ölüm cezasının hapis cezasına çevrilmesiyle Omska’ya gönderildi. Dostoyevski, dört yıl boyunca çektiği acıları, 1861’de yayına giren ”Ölüler Evinden Anılar”da anlatmıştır.
Dostoyevski biraz olsun toparlanabilmek için er olarak yeniden orduya girdi. Buradayken ”Ölü Evi”ni yazmaya başaldı. Bir subayın karısı olan Mariya Isssyev’e aşık olan Dostoyevki, subay ölünca dul eşiyle evlendi.

1858’de sürgün dönemi bitti ve St. Petersburg‘a dönmesine izin verildi. ”Ölüler Evinden Anılar”ı burada bitirdi ve eseri kitap haline getirmeden önce, Vremya dergisinde paylaştı.

Karısı vereme yakalanmış, Sibirya‘daki Tver şehrine dönmüştü. Dostoyevski bundan yararlanıp ilk defa yurt dışına çıktı; 1862’de Paris, Londra ve Cenevre‘yi ziyaret etti. 1863’te Roma‘ya geçti. Ardından Almanya ve Danimarka‘yı dolaştı.

Karısının ve çocuğunun masraflarını karşılayabilmek için, edebiyattan kazandıklarını arttırmak hevesiyle kumara başladı. Rulet oynuyordu. Şansı yaver giden yazar bir gecede 10.000 frank kazandı ertesi gece 3000 frank daha ekledi. Ama bir gece sonra 5.000 dışında kazandıklarının hepsini kaybetti.

1864’te karısını, ağabeyi Mihail’i, dostu ve meslektaşı Apollon Grigoriyev’i kaybetti.

1862 ve 1863 senelerı içerisinde Avrupa’ya birlikte gittiği arkadaşı Pauline Suslov‘la evlenerek, ilk mutsuz evliliğini unutmayı tasarladı. Ancak Pauline, verdiği sözden caydı. Bu sırada Dostoyevski ”Suç ve Ceza”üzerinde çok sıkı bir halde çalışmaktaydı ve oyalanmamak için Wiesbaden’e gitmişti. Pauline de bunu bahane edip aralarındaki ilişkiyi kesti.

Dostoyevski’nin Wiesbaden’de bulunduğu sırada ”Yeraltından Mektuplar” yayınlandı. Yeni bir deha ortaya çıkmaktadu ve bu eleştirmenlerin ciddi biçimde ilgisini çekmeye başlamıştı. Bu sırada ağabeyi Mihail’in ardında bıraktığı borçları da üstlenen Dostoyevski, yine mali sıkıntı çekiyordu.

”Suç ve Ceza” 1866’da tefrika halinde yayınlandı. Bununla birlikte borçlarından kurtulabilir, maddi yönden bolluğa kavuşabilirdi, fakat bunun yerine daha da kötü duruma düştü. Kitabı çeşitli tepkilerle karşı karşıya geldi. Çağının çok ilerisinde yazan yazar bir türlü tam anlamıyla anlaşılamıyordu. Eserini bölüm bölüm yazarken yayınlamıştı. Daha bunu tamamlamadan yarıda bırakıp bir başka romana başladı; ”Kumarbaz”.

Mümkün olduğu kadar çok yazmak büyük usta için bir tutku olmuştu ve bu yüzden gözleri bozuldu. Bu sefer genç bir steno tuttu. Adı Anna Snitkin olan stenoyla ilk defa 4 Ekim 1866’da tanıştılar ve 8 Kasımda da nişanlandılar. 1867 Paskalya yortusundan önce evlenip balayı için Avrupa’ya gittiler. Yola çıkarken, niyetleri dışarda iki üç ay kalmaktı; fakat dört yıl geçmeden Rusya’ya dönmediler.
Dostoyevski en sonunda mutlu bir evliliğe kavuşmuştu. Karısı elinden geldiğince kocasına faydalı oluyordu. Yazarın yalnızca kitaplarına konsantre olması için, alacaklılarla ve gürültücü akrabalarıyla o başetti.

Yabancı ülkelerde bulunduğu sırada, Dostoyevski asıl ününü sağlayan beş büyük hikayesinden üçünü yazdı; ”Budala”, ”Ebedi Koca” ve ”Ecinniler”.
Anna Dostoyevski’nin ustaca yönetimi aracılığıyla bütün borçlar yavaş yavaş ödendi ve artık yalnızca sorunsuz bir hayat sürebilecek kadar paraya sahip oldular. Büyük yazar, yaşamında ilk defa mutluydu ve Rusya’nın geleceği üzerine fikirlerine ve gazeteciliğe ayıracak zaman bulabiliyordu.
Ama Dostoyevski’nin gittikçe kötüleşen sağlığı, mutluluklarını gölgeliyordu. Daha çocukluğunda sara nöbetleri geçiren yazar gençliğinin başından beri bu hastalıktan çekmeye başlamıştı. Şimdi iyice başına bela olan hastalığı yazarı her an yazmaktan alıkoysa da 1879’da belkide eserlerinin en büyüğü ”Karamazov Kardeşler” üzerinde çalışmaya başladı. Aynı yılın sonunda roman, Russki Weistnik dergisinde tefrika edildi, ondan sonraki yıl boyunca da tefrika yayınlanmaya devam etti. 8 Kasım 1880’de romanın son kısmını yayınevine gönderdi.

25 Ocak 1881‘de yeniden hastalandı. Gece gelen krizden sonra artık pek fazla zamanı olmadığı anlaşılmıştı. Hasta yatağında karısından ona ”Sefahatten Dönen Oğul”dan parçalar okumasını istedi. Bir papaz da başında dua okuyordu. Son nefesini verinceye kadar aklı başında kaldı ve akşam saat sekiz buçukta yaşamını kaybetti.
Ölümünden sonra kitapları baskı üzerine baskı yapan büyük yazar, yalnızca Rus edebiyatında değil dünya edebiyatının gelişimde de büyük rol oynayan eserler yarattı.

Nerede okumuştum, hani bir idam mahkumu ölümünden biraz önce şöyle söylemiş ya da düşünmüştü: ‘Yüksek ve sarp bir kayalıkta, fakat iki ayağımın sığabileceği, dar bir çıkıntıda, dört bir yanım uçurumlar, okyanuslar, sonsuz bir gece, sonsuz bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek bir fırtınayla sarılmış durumda yaşamak zorunda olsam ve bütün ömrümce, bin yıl boyunca, hatta sonsuza kadar o bir karış toprakta durmamda gerekse o biçimde yaşamak, şu anda bir yarım saat içinde ölecek olmaktan çok daha güzeldir.’ Yeterki yaşasındı, sırf yaşasın! Nasıl olursa olsun, ama yeter ki yaşasın!
Suç ve Ceza’dan…

Eserleri

Roman

* İnsancıklar (1846)

* Öteki (1846, 1978)

* Ev Sahibesi (1951, 1970)

* Beyaz Geceler (1934, 1983)

* Bir Yufka Yürekli (1957, 1985)

* Netoçka Neznanova (1937, 1964)

* Stepançikovo Köyü (1948, 1973)

* Ölü Bir Evden Hatıralar (1946, 1969)

* Ezilenler (1957, 1982)

* Yeraltından Notlar (1973, 1985)

* Suç ve Ceza (1945, 1984)

* Kumarbaz (1941, 1986)

* Budala (1941, 1985)

* Ebedi Koca (1955, 1984)

* Ecinniler (1960, 1984)

* Delikanlı (1946, 1985)

* Karamazov Kardeşler (1880)

* Başkasının Karısı

* Tatsız Bir Olay

Öykü

* Amcamın Rüyası (1868, 1973)

Günlük

* Bir Yazarın Günlüğü (günlük) 1975)

Konuşma

* Batı Çıkmazı: Puşkin Üzerine Konuşma (1975)
Kaynak:Bilgisayfam.net

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün