Biyografi

Şems-i Tebrizi Kimdir? Evi nerede? Nerede oturuyor?

Şems-i Tebrizi kimdir?, Şems-i Tebrizi kaç yaşında?, Şems-i Tebrizi evi nerede?, Şems-i Tebrizi nerelidir? Şems-i Tebrizi ev adresi?, Şems-i Tebrizi kaç yaşında?, Şems-i Tebrizi nerede oturuyor?, Şems-i Tebrizi nerede yaşıyor? gibi sorularınızı yanıtlamak için Şems-i Tebrizi hakkında ayrıntılı bir biyografi sayfasını siz değerli okurlarımız için bir araya getirdik. ??.??.1185??.??.1247 senesinde doğan Şems-i Tebrizi şu an için 62 yaşında ve burcundandır. Şems-i Tebrizi doğum yeri ise Tebriz, İranKonya olarak bilinmektedir. Meslek yaşamını ise Din Adamı olarak devam ettirmektedir.

Şems-i Tebrizi Kimdir? – Şems-i Tebrizi Evi Nerede? – Şems-i Tebrizi Nerede Oturuyor?

Şems-i Tebrizi Kimdir?, evi nerede?

Şems-i Tebrizi, 1185 senesinde Tebriz, İran’da doğmuştur. Tam adı Şemsüddîn Muhammed bin Alî bin Melikdâd Tebrîzî’dir. “Şemseddin” yani dinin güneşi lâkabıyla anılmıştır. Babası Melik Dad oğlu Ali adında biri olma özelliğini taşır. Daha küçük yaşlarda manevi ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems, din ilimleri tahsilden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf’a mürid olmuş, ününü duyduğu bütün ünlü şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine “Şemseddin Perende” uçan Şemsed din denilmiş, bunun bunun yanında Tebriz’de tarikat pirleri ve hakikat arifleri ona “Kamil-i Tebrizi” adını vermişlerdir.

Şems-i Tebrizi, daha sonraları Secaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile mutasavvıf Necmüddin Kübra’nın halifelerinden Centli Baba Kemal’e intisap ederek onlardan feyz almıştır. Hz Muhammed‘in ahlâkını örnek alan Şemseddin-i Tebrizi, devamlı bir arayış içinde olmuş, manevi bir işaret üzerine de Mevlana‘yı arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlana ile üç- üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun yaşamında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahi aşkın potasında eriterek, kamil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur.

Şems-i Tebrizî Şam’a döndüğünde, Mevlana Celâleddîn Rûmî için onun yokluğu dayanılmazdır. Şems’in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlânâ’ya ileri geri laflar etmişlerdir. Celâleddîn Rûmî’nin bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir:

“Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım yalnızca taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz.”

Bir süre sonra Şems-i Tebrizi, Mevlana Celâleddîn Rûmî’in oğlu Sultan Veled’in çağrısı üzere Konya’ya geri gelir. Mevlânâ bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye iknâ eder; bu kız Celâleddîn Rûmî’nin evinde evlâtlık olan Kimyâ Hâtun’dur. Kimya Hatun’a gizliden aşık olan, Mevlânâ’nın küçük oğlu Âlâeddin, bu durumu hazmedemez ve Şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar.

Şems-i Tebrizi, 1247 senesinde Konya’da 62 yaşında ölmüştür. Aslını söylemek gerekirse Şems-i Tebrizi, hicri 645, miladi 1247 tarihinde Mevlana‘da yaşanan büyük değişikliği hazmedemeyenler tarafından yaşamını kaybettirüldü.

Bu gün Konya’da Şems makamı olarak anılan, halk ve bilhassa Mevlevilerce Mevlana türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa Mehmet Önder Bey”in bir anısında anlatıldığı gibi, Şems gerçekten burada mı medfundur, bu da bilinmez.

Niğde’deki Kesikbaş Türbesi de Şem’e izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak tebriz’de Geçil denilen mezarlıkta, Hoy’da, Pakistan’ın Multon şehrinde Şems türbeleri ya da makamları mevcuttur. Bunlar çeşitli rivayetlerle süslenmiştir. Pakistan’lıların dile getirdiklerine göre de Şems, Konya’dan bir gece yarısı gizlice ayrılmış, önce Tebriz’e oradan da Hindistan’a gelmiş, meczup ve perişan senelerca ormanlarda dolaştıktan sonra Multon şehrinde ölmüştür.

Şems-i Tebrîzî mescidde, talebelere bir kerpiçle teyemmüm nasıl yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler üç suâl sormak istediklerini dile getirdiler, Şems-i Tebrîzî “Sorun” buyurdu. İçlerinden birini reîs seçtiler. Hepsinin adına o soracaktı. Sormaya başladı: “Allah var dersiniz. Ama görünmez, göster de inanalım.” Şems-i Tebrîzî buyurdu ki:
“Öbür problemi da sor!” “Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da ateşle ona azâb edilecek dersiniz, hiç ateş ateşe azâb eder mi?” Şems-i Tebrîzî: “Peki öbürünü de sor!” “Ahırette herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezasını çekecek diyorsunuz. Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar, karışmayın!”

Bunun üzerine Şems-i Tebrîzî, elindeki kuru kerpici adamın başına vurdu. Soru sormaya gelen felsefeci, derhâl zamanın kadısına gidip, Tebrîzî’yi şikâyet etti ve; “Ben, soru sordum, o başıma kerpiç vurdu” dedi. Şems-i Tebrîzî; “Ben de sâdece cevap verdim” buyurdu. Kâdı bu işin açıklamasını istedi. Şems-i Tebrîzî de şöyle anlattı: “Efendim, bana Allahü teâlâyı göster de inanayım, dedi. Şimdi bu felsefeci, başının ağrısını göstersin de görelim.” O kimse şaşırarak; “Ağrıyor ama gösteremem” dedi: Şems-i Tebrîzî; “İşte Allahü teâlâ da mevcuttur, fakat görünmez. Yine bana, şeytana ateşle nasıl azâb edileceğini sordu. Ben buna toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Halbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı. Yine bana; “Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın. Bundan dolayı bir hak olmaz” dedi. Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum. Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyâda küçük bir mes’ele için hak aranırsa, o sonsuz olan âhıret hayâtında niçin hak aranmasın?” buyurdu. Felsefeci, bu güzel yanıtlar karşısında mahcûb olup, söz söyleyemez hâle düştü.
Kaynak:Bilgisayfam.net

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün